İklim Değişikliği Planınız Hazır mı?

Merhaba, uzun bir aradan sonra, tekrardan bir blog yazısıyla beraberiz. Başlıktan da anlaşılacağı gibi yazımız iklim değişikliği üzerine. Eğer Ay’da kurulacak bir koloni için ön rezervasyonunuz yoksa, bu konu muhtemelen sizi de ilgilendiriyor.

Bilim insanlarının başka gezegenlerde yaşam ararken baktıkları ilk şeydir su. Malumunuz, aradığımız tarzdaki canlılığın temel bileşeni – en azından biz öyle biliyoruz – su. Dünya üzerindeki insan yaşamını da incelediğimizde, tarihin her döneminde su kenarlarına inşa edilen şehirler ya da sulak bölgelere doğru yapılan göçler görürüz. 21. yüzyılda yaşıyor olmamız da bu durumda herhangi bir değişiklik yapmıyor. Su hayattır ve hala Dünya nüfusunun önemli bir kısmı kıyı kesimlerde yaşıyor. Türkiye’de de durum farksız, başta İstanbul olmak üzere nüfusumuzun yarısından fazlası kıyı şeridinde yaşıyor.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, önümüzdeki 80 yıl içerisinde su seviyesi dünya genelinde 20 metre yükselecek, yani rakımı 0-20 metre arasında bulunan mevcut yerleşim birimlerimiz sular altında kalma tehlikesi ile karşı karşıya. Kimi ülkelerde bu duruma şimdiden önlemler alınmaya başlansa da (yüksek duvarlar, dev pompa sistemleri vb.) tüm çabalara rağmen milyonlarca insanın yer değiştirmek zorunda kalacağı bir sır değil.

Kimileri ise kaçış planlarını çoktan yapmaya başladı bile;

Seasteading (Deniz Arazileştirmesi)

Seasteading terimi Türkçe’ye ‘deniz arazileştirmesi’ olarak çevrilmiş ancak biz onlara yüzen adalar dersek daha anlaşılır kılmış oluruz.

2017 yılında Blue Frontiers adlı bir girişim, The Seasteading Institute ve Fransız Polinezyası arasında imzalanan bir anlaşma uyarınca, Blue Frontiers, The Seasteading Institute ile işbirliği yaparak, özel bir düzenleyici çerçeveye tabi olarak, Fransız Polinezyası sularında 300 konutlu sürdürülebilir bir yüzen ada inşaasına başladı.

Henüz okyanus açıklarında yüzen adalar yapamıyoruz. Atlas Okyanusu’nun ortasında böyle bir girişimde bulunmak dalgalarla boğuşmanın maliyetini karşılamakta zorlandığımızdan ötürü yakın gelecekte pek mümkün görünmüyor, ancak anakara yakınlarında yüzen adalar yapmaya başlamamız, elbette bir sonraki adımda anakaradan da bağımsız yaşam alanları yaratabileceğimize dair önemli mesajlar veriyor.

Suyun Altını Tercih Edenler

Sualtı yaşamı en bilinen haliyle, sualtı otelleriyle başlıyor. Ancak bunlar genellikle, su seviyesinin birkaç kat altında yapılmış odalardan ibarettir. Gerçek anlamda sualtı yaşamını irdeleyecek olursak ABD’de bir sivil toplum kuruluşu olan Deniz Kaynakları Geliştirme Vakfı’nın başkanı ve Denizde Yaşam ve Çalışma’nın (Living and Working in the Sea) yazarı olan denizaltı öncüsü Ian Koblick bizim için güzel bir örnek teşkil edebilir. Koblic 1960’lı yıllarda sualtında 3 aya kadar yaşayarak önemli bir yaşam deneyimini bizlere iletti.

Denizler altında uzun yıllar yaşamak insan bünyesi açısından şimdilik çok uygun görünmese de, teknolojimiz insan dışı faktörleri mümkün kılacak seviyeye çoktan gelmiş görünüyor. Nükleer denizaltılar hiç yakıt ikmali yapmadan 25 yıl boyunca denizlerde dolaşmayı olanaklı kılıyor. Bunlardan biri de Fransa – Brezilya ortak yapımı olan ve 2025 yılında Brezilya ordusuna teslim edilmesi planlanan denizaltıdır.

Havada Yaşamayı Düşleyenler

Bu durum henüz pratikte denenmemiş olsa da, New York 2140 kitabında yazar Kim Stanley Robinson, balonlara bağlı havada yüzen küçük, kendi kendini idame ettiren çiftçi topluluklarının “gökyüzü köyleri” hakkında yazıyor. Robinson‘a göre, “Yaklaşık 10.000 metrede sabit yüzen bir köy platformunda olmak her zaman harika bir manzara olacaktır”.

Bilim Kurgu, Sonumuzu Distopik Görüyor

Bilim-Kurgu’nun babası kabul edebileceğimiz Jules Verne’den beri, denizlerin 20.000 fersah altına inebileceğimiz ya da Ay’a ayak basabileceğimiz önce yazıldı sonra yaşandı. Bugün de geleceğe dair varsayımlar yapan diziler ve filmler modern çağın “Ay’a Yolculuk’larıdır” diyebiliriz sanırım. Son zamanlarda benim de dikkatimi çeken “{e06dd042300f4c91300d133459b9ded313b387a094e12f61cf4454933b5696a2}3” adlı Portekiz yapımı dizi de bunlardan biri. Genel hatlarıyla diziden bahsedecek olursak, kendilerince kıymetli ve çok özel {e06dd042300f4c91300d133459b9ded313b387a094e12f61cf4454933b5696a2}3’lük bir kesim anakaradan uzak bir adada, yüksek teknoloji ve enerji sayesinde dünya nimetlerinden yararlanırken anakarada yaşayan {e06dd042300f4c91300d133459b9ded313b387a094e12f61cf4454933b5696a2}97 iklim değişikliklerinin de etkisiyle açlık ve sefalet içerisinde süregitmektedir. Bu distopik gelecek, görmesini bilirsek, şu anda yaşadığımız dünyanın bir izotopudur.

Adalarda Dünya’nın geri kalanına korku salan teknolojik mini-imparatorluklar yeşerir mi bilemem ancak bunların daha masum ve ‘gariban işi’ olanları imece köyleri, komünal köyler veya ekolojik köyler adı altında yapılmaya başlandı bile. ‘Modern Zamanlar’dan bunalan insanlar şehir yaşamından veya kapitalden kaçmak için dağ başlarında geniş arazilere gitmeye başladı. Öyle görünüyor ki gariban işi olduğunda daha masumane olan bu kaçış, büyük şirketler ve konsorsiyumlar el attığında “uzay kolonileri” ya da “elit adalar” olarak bize geri dönecekler.

Yararlandığım Kaynaklar

  • https://medium.com/s/greatescape/your-climate-change-survival-plan-69bd85ef12c8
  • https://www.blue-frontiers.com/en/
  • https://www.seasteading.org/
  • http://www.kaptanhaber.com/brezilya-nukleer-denizalti-gelistiriyor/8021/

 

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.